English

ANASAYFA HAKKIMIZDA EKİBİMİZ HİZMETLERİMİZ EĞİTİM PROGRAMLARI ÖNEMLİ BİLGİLER BASINDA BİZ BAŞVURU FORMU İLETİŞİM
  E-BÜLTENLER

Ekim 2014
Nisan 2013
Mart 2013
Şubat 2013
Ocak 2013


E-BÜLTEN- NİSAN 2013 / Sayı - 4

BEBEKLER UYURKEN BİLE KIZGIN SESLERE TEPKİ VERİYOR

Psikoloji Bilim Dergisi’nden çeviren: Psikolog Pelinsu Bulut

Yeni araştırmalar bebeklerin beyinlerinin duygu tonlamalarının olduğu sesleri işleyebildiğini ve anlayabildiğini öne sürüyor. Bu özellik stres ve duygularla baş etme konusunda problemlere yol açabilir. Oregon Universitesindeki araştırmacılar, bebeklerin kızgın bir tonlamanın olduğu seslere uyurken bile tepki verdiklerini kanıtladı.

Bebeklerin beyinleri çok yumuşak ve şekillendirilebilir olduğundan, çevrelerinde deneyimledikleri uyaranlara göre değişerek gelişirler. Bu değişkenlik ya da başka bir deyişle uyum, yanında bir savunmasızliği da getirebilir: çocuk üzerindeki fazla stres (kötü muamele vb) beyin gelişiminde negatif bir etki bırakabilir.

Uzman psikologlar stres etkeni olarak görülen bir durumun bebek üzerindeki etkilerini araştırdılar. “Daha ortak bir stres etkeninin (ebeveynler arasındaki bir anlaşmazlık veya çatışma) bebeğin beyin fonksiyonlari ile olan ilişkisi üzerine çalıştık”.

Yaşlari 6-12 ay arasında değişen yirmi bebek her zamanki yatma saatlerinde laboratuvara getirildi. Uyurken aynı zamanda görüntülenen bebeklere çok kızgın bir ses tonunda, az kızgın bir ses tonunda, nötr bir ses tonunda ve mutlu bir ses tonunda okunmuş cümleler dinletildi. Bu konudaki araştırma fMRI beyin görüntüleme tekniğinden yaralanılarak sürdürüldü.

Araştırmacılardan Prof. Graham araştırmanın sonucunu ‘Bebekler uykularında bile, sunulan duygusal tona belirgin bir düzende beyin aktivitesi gösterdiler.’ diyerek açıkladı.

Araştırmacılar, ebeveynler arası çatışmanın fazla olduğu evlerde büyüyen bebeklerin, çok kızgın bir ses tonunda okunan cümlelere tepkiselliklerinin diğer bebeklere göre daha fazla olduğunu buldu. FMRI görüntüleme tekniği sayesinde singulat beyin zarı, talamus ve hipotalamus gibi beyinde stres ve duygu düzenlemesi yapılan bölgelerde bu tepkiselliğe işaret olarak alınabilecek bir aktivite görüldü.

Araştırmadan çıkan bulguların, daha önce hayvanlar üzerinde yapılan laboratuvar deneyleri ile de tutarlı olduğu biliniyor. Bu hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda da beynin aynı bölgelerinde görülen aktivite sayesinde, stresin gelişim üzerinde büyük rol oynadığı bulunmuş.

Araştırmacılar, çıkan bulgulara göre, bebeklerin ebeveynlerinin çatışmalarına kayıtsız olmadıklarını ve bu çatışmalara maruz kalan bebeklerin beyinlerinin duygu ve stresi işleme yollarının etkilendiğini göstermişlerdir.



AKICI KONUŞMA BOZUKLUĞU VEYA KEKEMELİK NEDİR?

Kekemelik veya diğer adıyla Akıcı Konuşma Bozukluğu evrensel bir olgudur. Hiçbir kültür, din, ırk, sosyo-ekonomik grup farkı gözetmeden dünyanın her bölgesinde görülmektedir. Tarih boyunca da akıcı konuşma bozukluğuna rastlanılmıştır. Kekemeliğin sebepleri ve gelişimi hakkında çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Geçmişte bunu bir anatomik rahatsızlık, hastalık veya psikiatrik bir sorun olarak açıklayan tüm teoriler günümüzde çürütülmüştür.

Akıcı Konuşma Bozukluğu hakkında bilmediğimiz daha birçok konu var iken, bu konu hakkında kesin olarak bildiklerimiz şunlardır:

  • Genelde kekemelik çocuklukta 2-5 yaşları arasında (sık sık çocuk konuşmaya başladıktan sonra) başlar
  • Başlayışı yavaş yavaş veya aniden olabilir
  • Hem kızları hem de erkekleri etkileyebilir. Fakat yapılan araştırmalar, erkeklerin kızlara göre 4 veya 5 kez daha fazla etkilendiğini göstermektedir
  • Çocukların %5’i kekemelik yaşadıkları bir dönemden geçebilirler. Bunların %1’i yetişkin yaşamlarında da akıcı konuşma bozukluğu çekebilirler
  • Anne ve babalar kekemeliğe sebep olmazlar
  • Genetik temellere dayanabilir
  • Seyredişi değişkendir, bazen azalır, ortadan kaybolur ve bazen de tüm şiddetiyle geri gelebilir
  • Kekemelik düzgün konuşma akışını bozar. Bazen takılmamak imkansızdır
  • Ne yapsanız onu engelleyemeyebilirsiniz. Bazı kelimeler veya ortamlar çocuğun, gencin, yetişkinin daha çok kekelemesine sebep olabilir
  • Bazen kelimenin ilk sesi (b-b-b-ben), bazen kelimenin kendisi (ben ben ben), bazen kısa bir cümlecik (benim adım benim adım) tekrar edilebilir
  • Bazen de ses uzar ve kelimenin diğer bölümüne geçilmesine izin vermez (beeeenim)
  • Bazı zamanlarda da konuşmaya başlamak sorun olabilir. İstediği halde çocuğun ağzından ses veya kelime çıkmaz. Karşısındaki kişi onun konuşmaya çalıştığını fark etmeden, konu değişebilir. Bu utanç verici olabilir
  • Çocuk kekelememek için farklı yöntemler kullanabilir. Bazı kelimeleri takılmamak için kullanmaz, veya kelimelerinin önüne farklı sesler, sözcükler ekleyebilir ( mmm ben / ve ben) veya tamamen kekeleyecekleri ortamlardan uzaklaşırlar
  • Kekemelik yorucu olabilir. Hem fiziksel hem de zihinsel anlamda enerji kaybına neden olabilir. Kekeleyen bireyin nefes kullanımı zorlaşır. Bazen boyun, ağız, göğüs, el ve vücut kaslarının kasıldığı hissedilebilir.
Nedenleri
Akıcı konuşma bozukluğunun sebebi henüz tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde, birçok otorite, bireyin kekemeliğinin tek bir sebebi olmadığında hemfikir gözükmektedir. Birden fazla faktörün birleşerek kekemeliğe sebep olabileceği düşünülmektedir. Bu faktörler hem bireyin kendi doğal yapısında, hem de yaşadığı çevrede bulunabilirler. İnsan sosyal bir varlık olduğundan çevresi ile iletişim içindedir- evi, arkadaşları, okulu gibi. Bu ortamlar kişiyi olumlu veya olumsuz olarak etkileyebilirler. Kekemeliğe sebep olan ve azalmasını sağlayan nedenler kişiden kişiye göre değişebilmektedir.

Özellikle okul öncesi ve ilköğretim yıllarının ilk senelerinde okuyan çocukların kekemeliğe olan yatkınlıklarını etkileyen 4 ana faktörü aşağıda bulabilirsiniz:

Fiziksel Faktörler:
  • Genetik faktör
  • Gelişimde gecikmenin yaşanması. Örneğin çocuğun geç yürümesi, ince(el, parmak becerileri, örneğin kalem tutma, makasla kesme) ve kaba motor( denge, koşma) hareketlerinde sorunlar yaşaması
  • Çocuğun algı ve öğrenmesinin yaşıtlarına göre daha yavaş gelişiyor olması
  • Çocuğun dikkat bozukluğu ve organizasyon sorunları yaşaması
  • Konuştuğundan daha hızlı düşünmesi


Konuşma ve Dil Faktörü:
  • Çocuğun konuşma ve dilinin seviyesinin yaşının altında veya yaşının üstünde olması. Örneğin çocuk istediği kelimeleri bulamayabilir, fonolojik (ses) sorunları yaşayabilir. Diğer yandan çocuğun kullandığı cümle yapısı ve uzunluğu yaşının üzerinde olabilir.
  • Konuşma hızı da kekemeliği etkileyecek faktörlerdendir


Çevre Faktörü:
  • Çocuk okulda ve evde konuşabilmek için bir yarış halinde olabilir
  • Çevresindeki insanların da çocuğun akıcı konuşma bozukluğuna gösterdikleri tavır önemli olabilir. Alay kekemeliğe yardımcı olmayan etmenlerden biridir
  • Bir çok çocuk hızlı yaşama uyum göstermiştir. Akıcı konuşma bozukluğuna yatkın olan çocukların ise hem konuşarak, hem de varlıklarıyla kendilerini bu hızlı ortamda hissettirmeleri diğerlerine göre daha zor olabilir


Kişilik özellikleri:
  • Çocuk fazla titiz, mükemmeliyetçi, kırılgan, endişeli, aceleci ve/veya duygusal olabilir
  • Çocuğun belli korkuları ve/veya uyku sorunu bulunabilir
  • Çocuk aşırı duygusal olarak tanımlanmasa bile, yaşadığı duygular, heyecanların, kızgınlıkların kekemeliğe yatkın bir yapısı olan çocuğu daha çok etkileyerek, daha fazla kekelemesine sebep olduğu gözlenebilmektedir


Çoğu çocuklar için yukarıdaki faktörlerin biri, bir kaçı bir araya geldiğinde kekemeliğe neden olabilir.

Yukarıda belirtilen kekemeliği etkileyen faktörler dışında, doğumsal bazı faktörlerin de kekemeliğe sebep olduğu düşünülmektedir. Erken doğum, doğumda veya doğumdan hemen sonra geçirilen fiziksel travmalar, hafif serebral palsi ve yaygın gelişimsel bozukluk gibi. Ayrıca, çocuklukta geçirilen kazalar, hastalıklar, ameliyatların ve şiddetli korkunun yatkınlığı olan çocuklarda kekemeliğe neden olabileceği görülmektedir.

Doğal olarak kekemelikten sıyrılabilen çocuklarda aşağıdaki faktörlerin etkin olduğu görülmektedir:

1. Çocuğun konuşma, dil ve fonolojik (ses bilgisi ve kullanımı), algısının ve beden dilini kullanma yetilerinin güçlü olması 2. Ailesinde kekemelik yaşayan birinin bulunmaması veya bu kişinin/kişilerin kekemelikten daha sonra yardımla veya yardımsız sıyrılabilmeleri 3. Kekemeliğin erken yaşta başlaması 4. Kız olmak

Tanı ve Tedavi Yolları
Bir çocuğun kekelediğini ilk olarak ailesi, bir yakını, öğretmeni veya kendisi gözlemleyebilir. Özellikle erken yaşta (2-5 yaş arasında)başlayan kekemelik için, erken yaşta verilen desteğin de etkin olduğu görülmektedir.

Kekemeliğin tedavisinde, onun oluşumuna sebep olabilecek tüm etmenler üzerinde çalışmak amaçlanmalıdır. Çocuğun kendi fiziksel yatkınlığı ve karakteri, iletişim yetenekleri dışında, yaşadığı ev, okul çevreleriyle olan ilişkisi de birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin, çocuğun yaşadığı çevrede yapılabilecek birkaç değişim, bazen çocuğun takılma sayısını azaltabilir ve hatta ortadan kaldırabilir. Bu multidisipliner bir ekip çalışmasını da beraberinde getirmektedir. Bu ekibinin içinde çocuğun ve ayrıca da ailesinin gereksinimine bağlı olarak bir Çocuk Doktoru, Pedagog, Psikiatrist, Konuşma ve Dil Terapisti, Öğretmenler ve diğer profesyoneller bulunabilir.

Konuşma ve Dil Terapisti, çocuğun iletişim yeteneklerini (dikkat ve dinlemesini, oyununu, sosyal iletişimini, konuşulan dili anlama, konuşma, dil ve ses düzenini) değerlendirir. Kekemelik seviyesi ve olası nedenleri saptanır. Çocuğun çevresinin ona daha kolay destek verebilmesi için çalışmalara başlanır.

Konuşma ve Dil Terapisti, aile ve okula yazılı ve sözlü tavsiyeler verebilir. Eğer gerekli olduğu düşünülürse, Aile ve Çocuk Terapisi uygulanabilir. Lidcombe Programı 3.6-4 yaşında başlayabilir ve yine davranışsal bir terapi modelidir. Lidcombe Programı güvenilirliği bilimsel olarak test edilmiş başarılı bir yöntemdir. Okuma yazma öğrenen ilk öğretim öğrencileri, gençler ve yetişkinler ile çalışacak Dil ve Konuşma Terapistleri ekibimizde bulunmaktadır. Erken tanı, tedavinin sürecini kısaltır ve başarı oranını arttırır. Lütfen beklemek yerine, bir telefon açarak bir Dil ve Konuşma Terapist’ine danışın. 1 sene kadar süren bir takılma, kendi başına zor geçer. Destek alma zamanı gelmiştir.



ANNE-BEBEK OYUN



Gökşen Yücel, Uzm. Gelişim Psikoloğu

Bebeklerin ilk yıllarındaki gelişim ve öğrenme tüm yaşamlarının temel taşlarını oluşturmakta ve kritik bir önem taşımaktadır. Gelişimin en hızlı seyrettiği bu yıllarda bebekler için gerekli olan gelişim ve öğrenme ortamının hazırlanması ve bebeklerin doğru uyaranlar ile buluşturulması gerekmektedir.

Oyun bebeklerin gelişimini ve öğrenmesini sağlayan en önemli araç, anneler ise bebeklerin ilk ve en önemli oyuncaklarıdır. Çünkü hayata gözlerini yeni açmış olan bebekler, ilk ilişkisel deneyimlerini anneden edinmektedirler.

Anneler bebekleri ile sevgi dolu ve güvenli bir ilişki kurarak bebeklerin merakını ve duyuları ile keşfetme isteğini desteklerler.

Bebekler, oyun oynarken kendilerini ve çevrelerini tanırlar, kişiler ve nesneler ile ilgili neden sonuç ilişkisi kurarak yaşamın nasıl işlediğini ve nasıl davranacaklarını öğrenirler. Böylece sosyal ve dil becerileri gelişir ve yaratıcı düşünürler. Bebeklerin oynadıkları oyunların ihtiyaçlarına ve ilgilerine duyarlı, gelişim basamaklarına uygun olması çok önemlidir. Bu sebeple doğru oyun yaklaşımları ve oyuncak seçimlerinde annelerin rolü büyüktür.

Bu konuda annelere destek olmak amacıyla günümüzde uzman eşliğinde oluşturulan anne-bebek grupları mevcut bulunmaktadır. Gruplar esnasında bebeklerinizin sosyal, dil motor ve zihinsel gelişimleri desteklenirken, bebekleriniz ile nasıl daha kaliteli vakit geçirebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Günışığı Çocuk Merkezi bünyesinde oluşturulan anne-bebek grupları ile ilgili detaylı bilgi için 0216 4673751 numaralı telefondan bizlerle iletişime geçebilirsiniz.



EN GÜZEL OYUNCAK: DOĞA


Elif Gül Yılmaz - Ergoterapist

Bilgisayar oyunlarının son zamanlarda çocukların en önemli eğlence ve uğraş alanı olduğu hepimiz tarafından bilinmekte.

Teknolojinin bize kattığı yararlı özellikleri olduğu kadar kullanımının ayarını kaçırdığımız taktirde ise zarar olarak geri dönmekte. Bilgisayar, bilgisayar oyunları, televizyon, oyun konsolları kısaca sanal ortamın son zamanlarda çocukların sevdiği bir uğraş alanı olduğu şüphesiz. Uzun süre ekran başında durarak beynimizin sadece küçük bir bölümünü aktive ederek asıl gerekli olan büyük bir bölümünü kullanıma kapatmaktayız. En dikkat çekici özelliği ise ekranın insan iletişimini gittikce azaltması, kelime hazinesini kısıtlaması ve yaratıcı/ hayal gücünün gelişmesini sınırlaması.

Bilgisayarın çocuklara olan etkileri arasında son zamanlarda sıklıkla rastlanan çalışma temposunun düşüklüğü, el becerilerinin yetersizliği, dikkat sorunu, görsel alandaki zorluklar ve buna benzer sorunlar okul yaşamına ve günlük hayatına negatif etken olmakla kalmayıp öz güven düşüklüğüne, hareketsizliğe ve bununla birlikte vücut koordinasyonu sorunlarınada yol açmakta.

Peki bunları nasıl önleyebiliriz?
Çocukların kendini tanıması, kişiliğini güçlendirmesi, sosyal alanda ilişkilerini olumlu yönde geliştirmesi için gerekli olan bütün oyunlar doğamızda mevcut. Tabii bunların öncesinde çocukların çok hareket etmesi ve vücudunu tanıması için parklarda tırmanma, zıplama, sallanma, ip atlama, bisiklet sürme, basketbol / futbol/ voleybol , balon tenisi oynama, bahçede çiçek ekme, ağaçlardan meyve toplama, ormanda/sahilde yürüyüş , kum havuzunda/ suyla karışık hali ile çamurda oynama, deneyler yapma, kardan adam yapma, kağıttan sandal/ şapka yapma ve bunları bir yağmur birikintisinde yüzdürme gibi bir çok eğitici ve eğlenceli oyunlar çocuk gelişiminde tavsiye edilmekte. Tabii en önemli ayrıntısı ise bunları yaparken yanında birlikte plan yapabileceği, fikir alış verişinde bulunabileceği ailesinin, arkadaşlarının veya kardeşinin olması daha efektif olacaktır. Bu aktivitelerde çocukları düşünmeye yönlendirmekle birlikte, algılarını açmaya, duyusal alanda koordinasyonunun sağlanmasına destek verilir. Farklı materyallere dokunarak taktil/ dokunsal algının gelişmesi çocukların hayatındaki günlük aktivitelerle kolaylıkla baş etmesini sağlar (örn: giyinmek, yıkanmak, yemek yemek, su doldurmak, tabakları /bardakları taşımak gibi). Dokunsal sorunları olan çocuklarda ise genellikle el koordinasyonu zorlukları da (örn. kalem kullanmak/yazmak) gözlemlenmekte.

Yani kısacası zamanınızı çok fazla oyuncak dükkanlarında harcamayın, dışarıya çıkın, asıl oyuncak Doğa’da..
Günışığı Çocuk Merkezi - Istanbul
Web Design: Attara.com